TAMAMEN PSİKOLOJİK...

Sosyal markete bağışladığımız eski mobilyalarla hayır işliyoruz. Öyle mi?..

22 Eylül 2018 12:47 makaleler 509
Askıda ekmek kampanyasıyla kendimizi huzurlu hissediyoruz.
Yolda yürürken kaldırımda gördüğümüz, küçük bir tartının ardında kıvrılmış çocuğun teneke kutusuna cebimizdeki bozuklukları atınca mutlu oluyoruz.
Evimizdeki kullanılmış ama giyilmeyen eşyaları apartman kapıcısına verince vicdanımız rahatlıyor…
Sosyal markete bağışladığımız eski mobilyalarla hayır işliyoruz.
Öyle mi?..
***
Hiç düşündünüz mü peki, o askıya çıkardığınız ekmeği almaya muhtaç kimselerin, ekmeğin yanına katık edecek peynir-zeytin bile alamadıklarını?..
Ya da yaşıtları okuldayken o çocuğun neden sokakta olduğunu? Siz cebinizdeki bozukluklardan kurtulmayı düşündüğünüz sürece o çocuğun sokaklardan kurtulamayacağını?..
Peki sizin çocuğunuza giydirmeye tenezzül etmediğiniz kıyafetleri (mecburiyetten, imkansızlıktan) alan anne babanın sesini çıkarmasa da karşınızda nasıl ezildiğini, kendisini küçülmüş hissettiğini?..
Çöpe atmak için hamal tutsanız çuvalla para vereceğiniz için sosyal market araçlarını çağırıp kurtulduğunuz mobilyaların daha taşınırken dağıldığını da mı görmüyorsunuz?.. 
***
Sosyal devlet, sosyal belediyecilik bu değil; siz yanlış anlamışsınız.
Sadaka kültürünün legalleşmesinden ve yaygınlaşmasından başka bir şey değil yukarıdaki münferit örnekler. Cami önünde, sokak arasında avuç açmanın bir kademe üstü, zengin-fakir uçurumunun daha da derinleşmesine çıkan yoldur aslında. Bir adım ötesi "kolay yoldan para kazanma” hırsının yaygınlaşması, gasp, hırsızlık, silahlı soygun ve bilumum yöntemlerin mübah sayılmasıdır.
***
Tabii bir de bu sadaka kültürüne ayak uyduramayanlar var, sizin farkında bile olmadığınız…
İsmail Devrim onlardan sadece biri işte…
Sağdan soldan gelecek kırıntılara el avuç açmayan, açamayan, çocuğunun ihtiyacını karşılayamamanın ağırlığı altında ezilen, kendisini çaresiz, çözümsüz bir girdabın içinde hisseden binlerce, yüzbinlerce kişiden sadece biri…
Tıpkı Adana'da seyyar satıcılık yaparken "Benim ölüm sebebim zabıtalar. Bir cinayet işlediğin zaman bir ekip almaya gelir, bir tablaya on ekip geliyor. Bu mu adalet?” diye bir not bırakıp intihar eden 61 yaşındaki Cemil Bozkuş gibi…
***
Toplumsal bir yaranın nasıl kanadığını görmek için ille de ajitatif ve münferit örnekleri yaşamak gerekmiyor. Gelir dağılımının giderek bozulduğu son kırk yılda intihar olaylarının yüzde 50 arttığını sadece istatistiki veri olarak mı okuyacağız? Bunun sebeplerini araştırmayacak mıyız? Bütün intiharları, intihar girişimlerini "psikolojik nedenler”e mi dayandıracağız?
O psikolojik nedenlerin nasıl ortaya çıktığını, insanların psikolojilerinin bozulmaması için neler yapılması gerektiğini araştırmayacak mıyız?
***
Çok merak ettiyseniz söyleyeyim. Kocaeli Valiliği, İsmail Devrim'in intiharı sonrası araştırmış. Araştırma sonucu elde ettiği verileri de şöyle açıklamış:
"21.09.2018 tarihinde Körfez ilçemizde yaşanan intihar olayı belirtilen linklerde internet haberi olarak yapılmıştır. Söz konusu haberler; intihar sebebi çocuklarına kıyafet alamadığı ve bu sebeple okula alınmadıkları şeklinde yayınlanmıştır. Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda, bu haberlerin gerçeği yansıtmadığı olay sebebinin psikolojik nedenlere dayandığı anlaşılmıştır. Haberlerin kamuoyunu yanlış bilgilendirerek, olumsuz algı oluşturmaya sebep olduğu anlaşılmaktadır”
***
"Sayın Vali'm, zaten psikolojisi bozulmayan birinin intihar etmesini beklemiyoruz. İsmail kardeşimizin psikolojisinin bozulmasına neden olan, bardağı taşıran belki de son damla çocuğuna okul kıyafeti alamaması. Bunun öncesinde iş kazası geçirdiğinde, çalışamaz duruma gelip evinin, ailesinin geçimini saylayamadığında gerekli desteği alamayan, sokağa çıktığında bakkalın, manavın kapısı önünden başını eğerek geçmek zorunda kalan, her gün alacaklı birilerine laf anlatmak zorunda kalan bir baba nasıl psikolojik olarak sağlam kalabilir ki” demek istiyorum ama anlayacağınızı sanmıyorum. Aksine, ben bunları söylesem benim için de "devletin birlik ve bütünlüğünü tehdit eden, bölücülerle işbirliği yapan psikolojisi bozuk vatan haini” diyebilirsiniz.
Neyse ki susuyorum…
***
Çözümsüz bir babanın intiharı çözüm müydü? Zaten pek çok şeyden yoksun büyüyen çocukları bir de babasız bırakmak çare miydi?
Hayır elbette…
Haluk Levent, AHBAP olarak geride kalan iki çocuğun da ömür boyu eğitim giderlerini karşılayacaklarını bildirmiş. Toplumsal duyarlılık yine iş işten geçtikten sonra, testi kırıldıktan sonra devreye girmiş yani. 
Bu örnekten sonra kendini açmazda hisseden kaç baba daha çocuklarının geleceğini kurtarmak için aynı yolu deneyebilir, düşündünüz mü?
***
Düşünmediniz, düşünmedik!
Tek düşündüğümüz, vicdanımızı rahatlatmak, kendimizi ve çevremizi "üzerimize düşeni” yaptığımıza inandırmak…
Rahat olun, müsterih olun…
Çok yakında, üzerinize düşeni yapacağınız ve vicdanınızı rahatlatacağınız çok daha fazla olayla karşılaşacaksınız.