Melek'i yalnız bırakacak mıyız?

Bölgesel yerel gazete haberleri, köşe yazıları, son dakika haberleri, Türkiye ve Ege gündemi, İzmir, İzmir bölgesinin en köklü internet gazetesi Poyraz Gazetesi.

16 Kasım 2018 17:04 makaleler 197
Bir buçuk yıldır Aliağa'da yaşıyorum... Her gün farklı farklı işlerin haberini yazıyorum ama bu süreçte beni en çok yoran işçilerin ölümlerini haberleştirmek. Büroda otururken birden gelen telefonla önce olayın ne olduğunu araştırmaya çalışırsın, isimlere ulaşmaya, yetkili ağızlardan bir iki cümleye ihtiyaç duyarsın.
Hangi hastaneye kaldırıldığını öğrendikten sonraysa hastane önüne gidersin. En azından ben böyle yapmayı tercih ediyorum. Kimileri isimleri verir ve geçer. Hatta işçilerin isimleri verilirken şirket isimleri "Aliağa'da bir firma” diyerek verilir. Bu haberi yazanın değil, gazetelerin o firmalarla yaptıkları anlaşmaların verdiği karardır. 
Ama işte kalkıp o hastanenin önüne gittiğinizde işçilerin yakınları kollarınızı sıka sıka çığlık attığında, firma yetkililerini göremezsiniz orada. Yalnızca siz, hastane odasında ölümünü veya sağlığını beklediğiniz kazayı geçiren işçi, doktorlar, işçilerin mesai arkadaşları ve aileler olur.
Siz de artık o olayın bir parçası olursunuz. Gazetecilik etiği açısından tarafı olmamanız gerekir denir. Kimin etiği bu bilemem... Bunca takip ettiğim iş cinayetinde, görüştüğüm işçilerle ve ailelerle konuştuğumda aldığım bir karar var… Tarafsız değilim… Omzumda ağlayan, acısını paylaşan o ailelerin tarafındayım… 

Dün bir telefon aldım.  Bir işçi yakınından… Petkim'de(Petkim'in taşeronu Siemens'te çalışan) üzerine elektrik panosu düşerek hayatını kaybeden Nihat Abaylı'nın kız kardeşi aradı.  O gün hastane önünde "Bizim için hem abi hem babaydı. Benim abim çok iyi bir insandı. Ekmek parası için burada çalışıyordu. Daha önce Irak'ta çalışıyordu. Orada çalışırken her gece yazardı bana iyi olduğunu. Korkuyordum, Irak kötü bir yer başına bir şey gelir, dön abi diyordum. Döndü burada öldü. Hak mı bu? Abimi bana geri verin.”diyerek, gözlerimin içine bakarak ağlayan Melek aradı beni… Oradan ayrılırken teyzesine vermiştim numaramı, bir ay sonra arayabilmiş Melek beni… "Beni hatırlar mısın?” dedi.

Nasıl unutabilirdim ki? Ben hiçbir iş cinayetini unutmuyorum elbette, sizler hatırlıyor musunuz? Ben hatırlatmak için yazıyorum. Melek'le ağlayarak konuştuk telefonda, ne kadar ağlarsak ağlayalım söz verdik birbirimize. "El ele vereceğiz” dedik. Melek bu süreçte ailesi için ayakta durmaya karar vermiş. "Abimin kanı yerde kalmayacak, hepsinin ceza almasını istiyorum. Başka Nihatlar ölmesin diye ne gerekiyorsa yapacağım” diyor. O bunları söyledikçe ağlıyor ben "yalnız değilsin” dedikçe ağlıyorum. Dava açmaya karar vermişler, annesinin okuma yazması olmadığı için vekalet çıkarmaya gittikleri Noter'de şahit istemişler. Melek diyor ki "Annem çok ağladı, oğlumun ölümünün bile arkasında bile duramıyorum diye… sinir krizi geçirdi. Ben zaten ilaçlarla ayakta duruyorum. Çok zor biliyor musunuz?” Biliyorum Melek, senin gibi bir çok kadının göz yaşlarına tanık ola ola öğrendim ben yaşananların ne olduğunu… Gerçekleri bilmek yetmez, onların arkasından gitmek de gereklidir. Bilip de susuyorsak güçsüz olduğumuzu zannettiğimiz için susuyoruz. Ama değiliz! Asine Kocaer'de kaybettiği eşinin ardından nasıl ki "Ceza alacaklar” diye açtıysa davayı şimdi sıra Melek de…  O da ağabeyinin ardından açacak bu davayı…

Bu hafta size bunu hatırlatmak için yazdım ve herkes bilsin diye… Melek yalnız değil, bunu ona göstermek, mücadelesinde yanında olmak hepimizin sorumluluğu… Firmalar büyük, firmalar güçlü ama biz daha güçlüyüz...